‘Refakatçi’ yazardan ebegümeci lâpası PDF Yazdır e-Posta

İki aydır ebegümeci topluyordum.

Ebegümeci toplarken yazı yazılamıyordu.

Zaten yazma eylemi de hastanede ‘refakatçi’ olmak gibi bir şeydi.

Pitbullahın tv kanalları, Yunanlı turistlerin görüntülerini, altalta üstüste oynaşan, birbiriyle iyi geçinen kedi köpek görüntüleriyle harmanlar, “Sevimli ve eğlenceli Pontusçular Türkiye’ye geldi…neden kedi köpek kadar olamıyoruz” mesajlarıyla hastanın beynini şekillendirirken, hastanın beynine oksijen pompalama işi refakatçiye düşerdi.

Bilmemne cihazının oksijen tüpüne nasıl bağlanacağını, basıncın kaça ayarlanacağını, serum borusunu nasıl kapatacağını bildiğin farzedilirdi.

Refakatçi adına da makarna, bulgur yemekleri çıkar, uyuman için sandalye bırakılırdı ama vizite saatinde ‘görünmez’ olmalıydın. Varlığınla kimseyi rahatsız etmemeliydin.

Tuncay Mollaveisoğlu’nun Görünmez Holding kitabını çantana sokup hastane bahçesine çıkmalıydın.

Kadınları da ayakta işetebilecek aparata talep patlaması yaşanırken, refakatçi-yazar olarak sen, hastayı pelikan’a nasıl işeteceğini öğrenmek zorundaydın.

Hastan geçmişindi, tarihindi, hastan Cumhuriyet’indi…

Kulağını ağzına yaklaştırıp geçmişin-tarihin-Cumhuriyet’in son arzularını duyman, cümlelerindeki söylenmemiş kelimeleri bulup buluşturup boşlukları doldurman gerekirdi.

Cümleten salağa bağladığımızı sanan Pitbullah marka tivilerde, Türkçe konuşmanın yasak olduğu kafe gösteriliyordu.

Şuursuz, ulusal bilincini kediler yemiş gençler o kafede toplaşmış, ‘Hav ar yu?’, ‘Ay em very vel tenk yu’ diye miyavlıyorlardı.

Sömürge geçmişli Hintli-Pakistanlı gençler gibiydiler. Sanki birinin dili Urdu, ötekinin Pencabi, berikinin Tamil Nadu’ydu da…anlaşamıyorlardı da, ingilizce muhavere ediyor, ‘pratik’ yapıyorlardı.

Oysa sen, refakatçi-yazardın ya, dünyanın öbür ucuna bile gitsen, dilini bulaşıcı bir hastalık gibi oralara götürmekle mükelleftin.

Hür ve Kabul Edilmiş Mollalar Locası, ABD’nin Türkiye’deki ileri karakolu, salâsı ingilizce okunası AK haramiler, kulağına sürekli ‘Değiş tonton!’ mesajı pompalıyordu.

Hastan-tarihin-Cumhuriyetin ölüm döşeğindeydi. Son sekiz yılı düşündüğünde sürpriz değildi. Kanserin ve irticanın bu türünün ilk belirtileri vermesiyle yıkıp öldürmesi arasında genelde sekiz yıl olurdu.

Sen refakatçi yazardın!

Emperyalizmin hizmetindeki islamiyet kanserinin beyinciğe metastaz yaptığı günlerde, hastadaki gerileyen tabloyu her an izleyecek, her saat ölüm döşeğindeki tarihinin, Cumhuriyeti’nin beceremediği bir işi daha yüklenecek, birkaç nefes daha alabilsin, son günlerini rahat geçirebilsin diye olmadık aparatlar icat edecektin.

Din tüccarlarının başlattığı kanser, yasama-yargı tüm organlara metastaz yapmış, işgal arefelerindeydik.

Atatürk Havaalanı’nda, ‘Türk vatandaşları-yabancılar-diplomatlar’ kapılarının yanında NATO personeli için özel giriş kapısı açılmıştı. Halbuki NATO personeli, pasaport kullanmadan, kimlikle, vizesiz Türkiye’ye giriş-çıkış yapmak istiyordu.

Emniyet Yabancılar Dairesi, Genelkurmay, NATO Karargâhını uyarıyordu. “Vizesiz, pasaportsuz Türkiye’ye giriş-çıkış yapmaya çalışmayın.”

İşgal arefelerinde, kerameti tarikattan menkul, dünyanın en zengin adamlarından hırçın bir devlet büyüğü, o günlerde kendisinden ‘Türkiye’ olarak bahsetmeye başlıyordu.

Türkiye o’ydu, o Türkiye’ydi…

Refakatçi yazarsın ya, bir yandan hasta Cumhuriyeti’nin elini tutarken, bir yandan asabi adamın sarfettiği cümlelerden ‘Türkiye’ kelimesini çıkartıp yerine ‘ben’i koyuyordun. Anlam değişmiyordu. Ha bir de ‘senaryo’ kelimesi ‘muhalefet’le yer değiştirmişti.

Yazılı, sözlü her türden muhalefet ‘senaryo’ydu, ‘komplo’ydu. Ötesi yoktu!

Hasta kaybediliyordu. ‘Elveda!’ diyordu. Üç kişiye…üç kez.

Salâsı sağanak yağmurlarla yere iniyordu.

Ben bu işi allah rızası için yapıyorum” diyen ne kadar din adamı-din oğlanı varsa para istiyor, “50 milyon yetmez, 100 milyon vereceksiniz” diyordu.

Allahın rızası ucuza alınacak bir mal ya da hizmet değildi. Allah-ü ekberdi! Ve bir ‘ekber’ kolay yetişmiyordu ki rızasını ucuza alasın.

Cami avlusunda, kabristanda sıkı pazarlıklar yapılıyordu. Din parasız, para dinsiz olamıyordu.

Oysa musalla taşında bir namazlık saltanatını süren Cumhuriyet hiç bir dine mensup değildi. Laikti, sekülerdi. Yapabilseydi, üzerine dökülen gülsuyuna, serpilen çörekotuna itiraz ederdi.

Yüzde 99’u müslüman bir ülkede yaşadığımız farzediliyordu ve “inançsızlık” söz konusu olunca “kişisel tercihler” önemsizleşiyordu. Sadece dindarların ve dincilerin kişisel tercihleri olabiliyordu.

Londra’da bir kilisenin papazının, borsacıların sunağa koydukları cep telefonları nı takdis ettiği saatlerde, Türkiye’de bir camiin kıblesine kağıt banknotlar asılıyordu. İsmailağa tarikatının nasırına basan albay tutuklanıyor, asabi büyüğümüz peygamber mertebesine terfi ettiriliyordu.

Refakatçi yazardım ama ‘Yaz kızım!’ denilince yazılamıyordu. Zaten de kolay yazabilenlere ‘Özel Yetkili Savcı’ deniliyordu.

Hür ve Kabul Edilmiş Mollalar Locası’nın fantazilerini iddianame formatına getirmekle yükümlüydüler.

İki aydır ebegümeci topluyordum.

Ebegümeci toplarken yazılamıyordu.

Ebegümeci lâpası her derde devaydı ama din-iman-sömürgeleşme kanserinde işe yaramıyordu.
Burnunda çörekotu kokuları, tarihini-Cumhuriyet’ini toprağa gömüyordun. Ama ölenle de ölünmüyordu!

Bıraktığı tarihi, kültürel mirası taşıma-gelecek kuşaklara aktarma görevin vardı.

Sen refakatçi yazardın!

Son nefeste söylenenleri duymak, nakletmek, yerine getirmek zorundaydın. Yok olanı yeni bir enerjiyle yaşatıp, yeşertmen gerekirdi.

Yine de ‘Yaz kızım!’ denilince yazılamıyordu.

Acıyla, yorgunlukla, uykusuzlukla -ve burnumuzda çörekotu kokularıyla- uzun bir aradan sonra yeniden başlıyoruz.
Rakıyı tenkîyeyle (lavman) içesice AK çetelere, bu ülkenin salâsını asla okutmamak niyetiyle...

Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ana-babamızın vasiyetlerini yerine getirmeye, bıraktıkları mirası gelecek kuşaklara aktarmaya çalışarak…

Tam bağımsız Türkiye için, AB-ABD-NATO-AKP kuşatmasındaki Türkiye için yazacaklarımızın ‘denize fayda’ olacağını umarak…

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba!

 

Kıymet Nadir Bindebir

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 

Yorum ekle

Makalelere eklediğim içeriklerden tamamen ben sorumluyum. Eklediğim yorumların kişilik haklarına zarar vermeyeceğini taahhüt ederim.

Güvenlik kodu
Yenile


 

Google Arama

WebBağımsızGündem'de ara

Üye Girişi



Kimler Bağlı?

Şu anda 81 konuk çevrimiçi

Türkiye NATO'dan Çıkmalı mı?

Türkiye Nato'dan çıkmalı mı?

Basından Haber Özetleri