“Ortak” Eski Çağların En Kudretli Gizli Teşkilatı PDF Yazdır e-Posta
Aydın Ayhan tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Mart 2010 17:08

Aydın AyhanKırk yıl kadar önce okuduğum, Kemal Tahir’in “Devlet Ana” romanında münzevi yaşayan, garip bir Moğol derviş vardı. “Ortak” üyesiydi.

Bu roman kahramanından yola çıkarak, yıllardır “ORTAK” denilen bu gizli teşkilat üzerine bulduğum bilgileri toplamağa çalıştım. Gizli olduğu için de yazılı kaynak bulmak çok çok kısıtlı idi. Mevcut kaynaklar da günümüze kadar ulaşamamıştı. Bu yazıyı ancak ip uçlarını birleştirerek, hazırlayabildim.

Akdeniz ve Karadeniz’deki ticaret, Ceneviz ve Venedik gibi tüccar şehir devletlerinin kontrolündeydi. Göktürk ve İlk İslâm devletleri devrinde Yakın ve Uzak Şark ticareti Soğdlular’ın elindeydi. Bunlara ait ticari koloniler Karadeniz sahillerinden Çin’e kadar yol boyunca her menzilde rastlanıyordu.( Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Tarihi ve Türk- İslâm Medeniyeti s:281) Bu koloniler zamanla ticaret merkezleri şehirler olarak büyümüşlerdi.

“ORTAK” gizli bir tüccarlar birliğiydi. (v.v. Barthold-Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler s:177) Bunlar arasında, bir ülkede verilen senet ile bir başka ülkede bir başka şehirde para veya mal almak mümkündü. İtibarlı “Ortak”ların imtiyaz “yarlıkları”, “ulakları” ve vergi muafiyetleri vardı. Hiçbir sınıf, onlar kadar muhterem ve muteşem değildi. Yanlarında, hükümdarların “Divan”larında yazılmış Farsça, Uygurca, Kıtayca, Tibetçe, Tankutça, Moğolca vesikalar bulunurdu. Gittikleri memleketlerde her türlü kolaylığa nail olurlardı. Hanlar, hatunlar, Moğol ve Uygur Beyleri, “Ortak”a büyük meblağlar yatırırlar, yüzde 20 ye yakın kâr sağlarlar ve onların getirdikleri malları satın alırlardı.

Bu ticarette, havale senetleri, çekler geçerliydi.(Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Tarihi ve Türk- İslâm Medeniyeti s:382-383) Tüccarlar arasında verilen para kâğıtları, bir hükümetin verdiği para senedinden daha geçerliydi. Bunlar içinde, İran Moğollarının etkisiyle beklide, teşkilat içinde İranlı tüccarlar çok olduğundan, bugün bile Farsça olan “çek” kelimesi bütün dünyada ayni işlev için kullanılmaktadır. (İran’da, Part ve Sasani hanedanları döneminde M.S:1-7 yüzyıllarda devlet hazinesi adına yazılı ödeme emrine verilen ad iken, 8.yüz yılda Abbasi maliyesi için de ayni anlamda kullanılmıştır. En geç 12. yüz yılda Batı dillerinde kullanılmağa başlanmıştır – Seven Nişanyan – Sözlerin Soy Ağacı s:100 )

“Ortak”, gizli bir ticaret birliği idi. Kaşgarlı Mahmud’un “Divan” ında bir gruba bağlı “şerik” yani, “yoldaş, arkadaş” olarak kullanılıyordu.( Divan-ı Lügat’ıt Türk c:1 s:91)

Çok eski zamanlardan bu yana, belki de Süleyman Peygamber’den beri, “İpek Yolu” ve “Baharat Yolu” denilen yollarda, kervanlar gidip gelerek, ülkeleri, ulusları, menfaatleri birbirlerine bağlıyorlardı. Bu kervanlar, pek çok birbirlerine düşman uluslar, topluluklar, isyancılar, eşkıyalar arasından geçerek, ulaşmak istedikleri hedeflerine varıp, geri dönebiliyorlardı.

Moğollar, Uygurlar’dan öğrendikleri “Ortak”ı hemen geliştirerek uygulamaya koymuşlardı. “Yasalar ve Yasaklar” çıkarmışlar ve tatbik etmişlerdi. Ortak tüccarları için Selçuklular’daki bir nevi “ticari sigorta” “Ortak” kervanları için yürürlükteydi. Herhangi bir şekilde, “Ortak” ın kervanları ve malları zarara uğrarsa, o ülkedeki veya vilayetteki yetkililer, bu zararı devlet hazinesinden karşılarlardı. Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Tarihi ve Türk- İslâm Medeniyeti s:360) Yapılan ticaret, Büyük Selçuklu Devleti, daha sonra da Moğol Hakanlığı’nın himaye ve sigortasında bulunuyorlardı.

Bu teşkilat milyonlarca altın sermaye ile işliyordu. Pek çok hükümdar, prens ve asilzade “Ortak” kabul edilmişti. Faizli kredi esasına dayalı geniş bir ticari aktivitesi vardı. (Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Tarihi ve Türk- İslâm Medeniyeti s:381)

“Ortak” a; Moğol, Türk, İran ve Arap tüccar ve yetkililer sermayeleriyle katıldıkları gibi, pek çok batılı hükümdar, prens, papalık, asilzade ve tüccarlarda dahildiler. (İsmail Yurdakök-http://www.scribd.com/doc/23739398/islam-ekonomisi-13-yuzyil-3-Bolum)

“Ortak”ın bilinen dünyanın bütün şehirlerinde teşkilatı vardı. Yüzlerce ticaret gemisi, yüz binlerce develik kervanları bulunuyordu.1263 de İlhan Hülagü ile Altınorda hükümdarı Berke arasındaki harbin sebebi, Hülagü’nün, Altınorda Ortaklarının mallarına Tebriz’de el koymasıydı. Berke de, buna Dest-i Kıpçak’taki Hülagü’nin tacirlerine ayni muamele yapmakla karşılık vermişti.(Doç.Dr. Mustafa Kafalı-Altın Orda Hanlığının Kuruluş ve Yükseliş Devirleri s:57) Bu yüzden iki devlet arasında ticaret durmuş, bu yüzden iki devletin de ekonomileri batmıştı.

Ticaret, yüz binlerce kişi için “İŞ” demekti. Köylülerin ürünlerini satabilmeleri, bunların ihtiyaç sahiplerine ulaşabilmesi için ticaret gerekiyordu. Ticaret durdu mu, herkes bir şekilde etkileniyordu.

Venedik veya Ceneviz’den kalkan ticaret gemileri, mallarını belli limanlara götürüyor, buralarda bekleyen kervanlar bunları alıyor, bu kervanların getirdikleri malları gemilere yüklüyor, yeni hedeflerine doğru yola çıkıyorlardı. Çok canlı bir ticaret ağı, bilinmeyen çağlardan beri sürüp gidiyordu.

Bu ticaret ağı, devletler tarafından sıkı bir şekilde korunmaktaydı. Bu yükümlülük en üst makamdaki hükümdar, kral, sultan, padişah, han, kağan, ilhan tarafından sağlanıyordu. Çünkü devletler, bu ticaretten büyük menfaatler sağlarlardı.

“Ortak” teşkilatı hükümdarlar tarafından korunur ve himaye edilirken, bütün bu ticaret dünyasına hükmeden bir de “Ortak”ın başı vardı. Bu genellikle, o asırdaki dünyanın en güçlü devletinin hükümdarları olurdu. Bu hükümdarlar, değişen şartlara göre, “Ortak”ın gizli kurallarını yeni işleyiş kurallarıyla düzenleyebilirdi. Değişmeyen tek şey, “Ortak”ın kesin himayesiydi.

Ortak’ın kervanlarına saldıran veya bu ticaret ağına zarar veren, mutlaka ortadan kaldırılır, bir şekilde işleyiş devam ettirilirdi.

Antik çağda bile, Çin, Hindistan, Mısır ve Avrupa’ın uç ülkeleri arasında bile canlı bir ticaret bulunuyordu. Dünyanın genel ticaret ağı hep en büyük, en güçlü ülkeye doğru olmuştu. Haliyle, bu durumda bu tüccar teşkilatının başı da bu ülkenin lideri olmuştu.

Dünyanın bilinen en eski ticaret yolları sayılan “Baharat Yolu” ve “İpek Yolu” mutlaka en güçlü devlet üzerinde düğümlenmişti. Mesela, milattan iki bin sene önce, bu yollar Mısır üzerinde düğümleniyor, buradan farklı yollarla, diğer ülkelere dağılıyordu.(Geoffrey Bibby- als Troja brannte und Babylon fiel s:50)

Uzun yüz yıllar, farklı isimler ve kurallarla “Ortak” Romalılar tarafından korundu. Çünkü Roma, dünyanın en büyük coğrafyasına yayılmıştı. Buralardan gelecek sağlıklı haberler sayesinde, Roma’daki imparator, ülkesini daha iyi yönetebilecekti ve gerekli haberleri ticaret kervanları getiriyordu.

Tabi, ticaret kervanlarını vuran, haydutlar ve korsanlar her zaman oluyordu. Karışık dönemlerde ve korku devirlerinde bile, kervanlar işlemeğe hep devam etti. Yollardaki tehlikelerle uğraşmak ve bu ticaret ağını, tehlikesiz ve emin tutmak da devletin göreviydi. Anadolu’nun işlek yollara yakın, her yüksek tepesinde görülen, eski kale kalıntıları, bu yolları güvenlik altında tutmak için görevli garnizon ve karakollara aittirler.

Cengiz Han, “Ortak”ın belki de ilk yazılı kurallarını “Yasa” ile düzenledi. Cengiz, son iki bin yılın en büyük hükümdarıydı.

Kervanların yöneticileri geçtikleri yerlerdeki hükümdarlar arasında iletişim sağlıyorlar, casusluk yapıp haber topluyorlar, hattâ devletler arası anlaşmalar yapılmasına bile vesile oluyorlardı. Hep üst seviyede hükümdar ve yöneticilerle görüşüp, bir şekilde ticaretin akışını temin ediyorlardı.

“Ortak” ticaret ağı, limanlarda, belli özerk serbest bölgelerde korunduğu gibi, ülke içlerinde de yollar üzerinde her kırk elli kilometrede bir tesis edilmiş olan, devletlerin koruması ve gözetiminde “kervansaray”lar da vardı.

Venedik, Ceneviz, Bizans, İskenderiye gibi metropol limanlarda farklı milletlerden tüccar grupları için ayrı bölgeler, meselâ Araplar için mahalleler, Yahudiler için gettolar vardı.

“Ortak” kervanlarının bir tür dokunulmazlığı bulunuyordu. 11.Asırda, Suriye’de Haçlılarla Araplar arasında savaşların en kızıştığı zamanda bile Müslüman ve Hıristiyan ticaret kervanları Şam’dan Akka’ya güven içinde gidip gelebiliyordu. (Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Tarihi ve Türk- İslâm Medeniyeti s:430)

“Ortak” kervanları soyulduğunda veya dokunulmazlığa tecavüz edildiğinde zarar gören, buna teşebbüs edenleri mutlaka başkalarına da örnek olacak biçimde cezalandırırdı.

Mesela; Harzemşahların bir valisi, “Cengiz’in casusları” diye bir Ortak kervanındaki dört yüz elli tüccarı 1218 de öldürünce, “Cengiz Yasası” nın, kervan reislerinin ve elçilerin dokunulmazlığı ve onlara saygısızlık edenlerin ölümle cezalandırılacağı hükmü gereğince düzenlenen seferle Harzemşahlar devleti ortadan kaldırıldı. Harzemlilerin ordusu da korkudan Anadolu’ya kaçıp sığındı.

1288 de Karamanlı Türkmenler Antalya’dan Konya’ya doğru yola çıkan Frenk tacirleri kervanını soyunca, Selçuklular ve Moğollar birlikte onları tedip etti.

Cengiz’den sonra, “Ortak Başkanı” olarak Kubilay Han’ı görüyoruz. Makro Polo’nun Venedik’ten kalkıp kervanlarla Çin’e gelmesi, Avrupa kervanlarının oralara kadar ulaşabildiğini göstermektedir.

Kubilay Han’dan sonra Moğolların yıldızları parlaklığını kaybedince, bir şekilde “Başkanlık”ın gene Roma Hükümdarları üzerinde toplandığını anlıyoruz. Roma Hükümdarlarının baş şehri olan Bizans’ta Ceneviz ve Venedik kolonilerinin yanı sıra bir de camisiyle birlikte Arap tüccarlarının kolonisi bulunuyordu.

Müslümanlar ve Türkler, Suriye, Irak, Filistin ve Mısır’a hakim olunca, bir şekilde bu ticaret ağı zedelendi. Her ne kadar dinî bir çağırı gibi olduğu iddia edilse de Roma İmparatoru’nun,Ortak Başkanı olarak, bu ticaret ağının yeniden Hıristiyanların eline geçmek için 1091 de Hıristiyan Avrupa’daki hükümdar, prens ve şövalyeleri çağırarak, Haçlı Seferlerini başlatmış olması ihtimali çok daha akılcıdır.

1453 de İstanbul’u fetheden Sultan 2.Mehmet, “Fatih” ünvanını almadan önce ; “Ben, Sultan-ı İklim-i Rum’um.!” demesi ve bunu takiben pek çok İtalyan Prensliğinin Sultan 2.Mehmet’in madalyonlarını yaptırmaları, “Ortak”ın bu devirde de etkisinin çok büyük olduğunu göstermektedir. Ceneviz ve Venediklilerin kolonileri, önce İstanbul’dan sonra da Karadeniz Kıyıları’ndan kovulunca, bunların etkisiyle, İtalyan Devletçiklerinin madalyon kestirmesi sona erdi..

Haçlı Seferleri sırasında soygunlarla akıl almaz zenginlikler elde eden şövalyeler Urfa’da, Kudüs’te, Kıbrıs’ta prenslikler kurdular. Daha sonraki yıllarda Rodos’a daha sonra Malta’ya yerleşen bazı şövalyeler, buradan Akdeniz ticaretini ellerinde tutmağa çalıştılar. Acaba, daha sonraki zamanlarda ortaya çıkan gizli örgütler, “Ortak”ın ardılları mı ?

Aydın Ayhan

Son Güncelleme: Cuma, 12 Mart 2010 17:46
 

Yorum ekle

Makalelere eklediğim içeriklerden tamamen ben sorumluyum. Eklediğim yorumların kişilik haklarına zarar vermeyeceğini taahhüt ederim.

Güvenlik kodu
Yenile


 

Google Arama

WebBağımsızGündem'de ara

Üye Girişi



Kimler Bağlı?

Şu anda 80 konuk çevrimiçi

Türkiye NATO'dan Çıkmalı mı?

Türkiye Nato'dan çıkmalı mı?

Basından Haber Özetleri