| Hukuk ve Adalet Üzerine (2) |
|
|
|
| Ömer Sadun OKYALTIRIK tarafından yazıldı. |
| Pazar, 14 Mart 2010 00:00 |
|
“TÜRKİYE” sözcüğünü duyduğunuzda akla ilk gelen en önemli hususlardan biri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da ifade edildiği gibi, Türkiye'nin laik, sosyal bir hukuk devleti olmasıdır. Türkiyemiz bugünlerde ne yazık ki amansız bir ayrıştırma projesinin merkezinde bulunuyor! Ayrıştırmanın boyutları o raddeye vardı ki, tarihin derinliklerinden bu yana aynı topraklar üzerinde yaşayagelen halkımızın birlik ve beraberliği “alt kimlik - üst kimlik” gibi türetilmiş kavramlarla örselenmeye çalışılmaktadır. Eskiden ne alt kimlik bilinirdi ne de üst kimlik... Bu topraklar üzerinde yaşayan, aynı amacı taşıyan, aynı ülküde ve ay yıldızlı bayrak altında birleşmiş, “ben Türk'üm” diyen herkese “Türk” denilirdi... Peki ya şimdi öyle mi? Diğer taraftan, söz konusu ayrıştırma kendisini, laik Cumhuriyet’in kurumları arasındaki uyumun ortadan kaldırılmak istenmesiyle de göstermektedir: Müslüman bir cumhurbaşkanı...
Yıpratılan bir Türk Silahlı Kuvvetleri...
Bağımlı bir YÖK...
Yandaş bir TRT...
İktidar merkezli bir RTÜK...
Baskı altında bir YARGI...
Yürütülmekte olan ayrıştırma projesinin birçok safhasına bugüne kadar hep birlikte şahit olduk. Ancak bu “böl ve yönet” oyununun en önemli bacağını hukukun ve yargının ele geçirilmesi oluşturmaktadır. Artık “Türkiye” deyince yerli – yabancı herkesin aklına ilk olarak “anayasasında sosyal hukuk devleti ibaresi bulunup da hukuksuzlukların bu derece ayyûka çıktığı tek ülke” tanımlaması geliyor ne yazık ki. Bir tarafta yandaşlaştırılmış basın, diğer taraftaysa baskı altına alınmış, bağımlı hale getirilmek istenen Türk yargısı...
YÜCE YARGI NEDEN BAĞIMLI HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR? Cevabı gayet basit... Yargının bağımlı hale getirilmesi, ancak ve ancak gelecekteki birtakım “önemli reformlara” yasal zemin hazırlamak ve meşruiyet kazandırmak için yapılabilir. Şimdi yapılanlar ise tamamen önce halka yutturma, sonra da “hazmettirme”den ibarettir. Eğer Türkiyemiz “hazmettire hazmettire” sözde ılımlı İslam kimliğine bürünecekse, bu elbette yasal bir zeminde ve bir meşruiyet dahilinde yapılmalıdır ki kimsenin itiraz hakkı olmasın... Bu şartları sağlayacak müessese ise bizzat yargıdır. O nedenledir ki, belli kesimlerin düşüncesine göre, yargı elde edilmeli ve Türk Silahlı Kuvvetleri pasifize edilmelidir! Böyle bir düşüncenin tavsip edilmesi ve kabul görmesi mümkün değildir. Bu gelişmeler karşısında ise sanki başka bir Türkiye Cumhuriyeti varmış gibi, her nedense bugünlerde herkesin eli kolu bağlı, kimseden “çıt” çıkmıyor! Yaşadığımız şeyinse tek bir ismi var: “AKIL TUTULMASI!” Geriye kalan ve bir elin parmaklarını dahi geçemeyecek kadar az sayıda olan tarafsız basın – yayın organları, halkımızın bilgilendirilmesini, gerçekleri görerek tepkisini ortaya koymasını sağlayabilecek yayınları yapmaktan aciz... Ergenekon soruştırmasının iddianamelerinde geçtiği şekliyle “Halkı isyana teşvik etmek” suçlamasına maruz kalmaktan çekiniyor olsalar gerek... Bazı şeylerin üzerine cesaretle gidebilenler ise ya muazzam bir baskıya maruz kalıyorlar, ya da Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi hukuken hiçbir makul gerekçe ve geçerli delil olmaksızın Silivri Cezaevi'ni boyluyorlar! Gelişmeler, hem kendi içimizde ülke ve ulus olarak özgüvenimizi hem de uluslararası platformlarda gün geçtikçe itibarımızı kaybetmemize neden oluyor! Bu, Türk Ulusu için son derece önemli ve kabul edilemeyecek bir tehlikedir. Hukuk devleti ilkesine ve adalet sistemimize karşı gereken özen ve hassasiyet gösterilmediği takdirde ortaya çıkacak acı tabloyla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır, zira hukuku elinden alınan bir toplumun fertlerinin kendi hakkını – hukukunu yine kendi yöntemleriyle aramaya başlayabileceklerini, dolayısıyla bu durumun anayasal düzenin ve toplumsal barış ve huzurun korunmasına ne derece büyük bir zarar verebileceğini tahmin etmek hiç de zor değildir. Savcıların malûm soruşturmada şüphelilere ve iddianamelerin kabulünden sonraki duruşmalarda sanıklara sordukları sorular arasında şöyle bir soru yer alıyor: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı ve anayasal düzeni kabul ediyor musunuz? Buradan şöyle bir mantıksal çıkarım mümkün: Demek ki Ergenekon soruşturmasında görevli savcılar, kendilerinden beklendiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'ndan ve anayasal düzenin korunmasından yanalar. Elbette, kimse bunun aksini düşünemez. Öyle ise birer yargı mensubu olarak hakimler ve savcılar, yargının baskı altına alınmasına, taraflı hale getirilmesine, son zamanlarda başını alıp giden haksızlık ve hukuksuzluklara, anayasal düzenimizin, toplumsal barış ve huzurun korunması adına neden ses çıkartıp tepkilerini ortaya koymuyor ya da koyamıyorlar? Gerçekleri görüp anlayamayacaklarına, olup biteni değerlendiremeyeceklerine inanamayız. Bulunduğumuz açıdan görünen tek şey şu ki, böyle giderse toplumsal huzuru yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız... Bunu öngörmek için insanın özel yeteneklere filan da sahip olması gerekmiyor... * * * Hukuk ilkeleri savcıdan savcıya, yargıçtan yargıca değişebilir mi? Ya da bir kişi için geçerli olan aynı hukuk ilkesi, bir diğeri için uygulanmayabilir mi? Bu konuyla alakalı olarak, malum davanın 12 Mart 2010 tarihli 46. duruşmasında Mustafa Balbay bakın neler söyledi: "... Sayın Başkan, Sayın Üyeler; Benim kaçma, saklanma ve delil karartma gibi bir durumum söz konusu dahi olamaz. Ben ifadem alınmak üzere polisler kapımıza geldiğinde birlikte çıkıp adliyeye geldim. İfadem alındı ve serbest bırakıldım. Daha sonra ek ifademe başvurulacağı söylenerek beni tekrar çağırdılar ve ifade vermeye bizzat kendim gittim, ancak tutuklanmama hükmedildi. Kaçacak olsam böyle davranmazdım. Bilgisayarıma zaten el konulmuş durumda, bu nedenle delil karartma gibi bir durumum da olamaz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, eski kuvvet komutanlarının serbest bırakılmasının ardından yaptığı açıklamada, delilleri karartma ve kaçma şüphelerinin olmadığını gerekçe göstermişti. Şimdi ben de bu değerlendirmeye birebir uygun olduğumu düşünüyorum ve dikkatlerinize arz ediyorum. Bir hukuk devletinde yargılanma normaldir; herkes yargılanabilir. Ancak bahsettiğim hususlar çerçevesinde tahliye edilerek tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum...” Tuncay Özkan ise hemen Balbay’ın ardından söz alarak şöyle konuştu: “... Kaçma, saklanma ya da delilleri karartma konusunda az önce Mustafa söyledi. Peki benim kaçma şüphem var mı? Ben bu toprakların meşesiyim, bu bağın üzümüyüm. Beğenirsiniz beğenmezsiniz... Benim bu topraklardan başka gidecek bir yerim yok! Bana gönül vermiş insanlarla aramda bir bağ var. Onları bırakıp da nereye gideceğim? Son araştırmalara göre bu davanın sanıklarının haksız yere cezaevinde tutulduklarına inanlarının oranı yüzde 49'dan yüzde 54'e yükselmiş durumdadır. Bu da göseriyor ki geriye kalan yüzde 46 hâlâ benim suçlu olduğuma inanıyor. Benim boynuma asılan bu suçluluk yaftasından kurtulabilmem, insanlarla konuşup onları ikna edebilmem için dışarıda olmam lazım. Ne var ki tutukluluğum devam ettiği sürece böyle bir haktan da mahrum bırakılıyorum...” Eğer yasalar önünde herkes eşitse ve vatandaşlık hakları anayasa tarafından teminat altına alınmışsa, çağdaş bir hukuk devletinde adaletin çifte standartlarının olamayacağı aşikârdır. Bu durumda Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın da tutukluluk hallerinin mahkeme tarafından kaldırılması gerekmez mi? Akıl, mantık ve elbette hukuk bu sorunun yanıtını “evet” şeklinde cevaplıyor ama gelgelelim masum insanlar hâlâ içerdeler... * * *
PEKİ HALK OLARAK BİZ NE YAPABİLİRİZ? Yüce Yargı'nın bağımsızlığı, anayasamızda belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesi ve adalet sistemimiz söz konusu olduğunda, iktidarıyla, muhalefetiyle herkes tarafından gereken hassasiyetin ve özenin gösterilmesi zorunludur. Bu zorunluluğun olmazsa olmaz paydaşı ise halkın bizzat kendisidir. Bu hukuksuzluk döneminden bir an evvel kurtulabilmek için izlenmesi gereken yol, halk olarak hep birlikte sesimizi gerekli mercilere duyurmaktan geçmektedir. Tek başımıza sesimizi duyuramayabiliriz. Ama binler, yüzbinler, milyonlar bir araya gelirsek ancak o zaman sesimiz gür çıkacaktır. Anayasamızın ve yasaların bizlere tanıdığı haklardan yararlanarak sivil toplum kuruluşlarına ya da siyasi partilere üye olmamız, bu ortamlarda güncel konuları tartışıp çözüm yolları aramamız kimsenin tekelinde olmadığı gibi bu çağrıyı yapmak da modern hukuk devletlerinde asla ve asla halkı isyana teşvik anlamına gelemez! Gün gelecek, sizin de üzerinize iftiralar atılacak!
Gün gelecek, olmayacak suçlamalara maruz kalacaksınız!
Gün gelecek, sizler de haksızlıklara uğrayacaksınız...
Belki hapislere atılacaksınız...
Ama yılmayacaksınız!
Hakkımız için...
Hukukumuz için...
Geleceğimiz için...
Demokratik ve yasal yollardan mücadelemizi hep birlikte vermek zorundayız!
Bugün Silivri Cezaevi’nin soğuğunda haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan, bir yıldan fazla bir süredir sıcacık evinin hasretini çeken, çocuklarını öpüp koklamaktan yoksun bırakılan insanlarımıza sahip çıkmanız, SİZİN, geleceğinize, çocuklarınıza ve torunlarınıza olan bir borcunuzdur. Unutulmamalıdır ki, vatanı için çalışıp çabalamayanı ne Allah sever, ne de kendisinden sonraki nesiller affeder... Yazımı bir Ergenekon tutuklusu olan Tuncay Özkan'ın şu sözleriyle tamamlıyorum: "Delil karartmayı bir tarafa bırakın... Tuncay Özkan, siz sayın yargıçların vicdanını nasıl karartabilir, bir kez olsun onu düşünün. Burada yapılan hukuksuzluklara vicdanınız elveriyor mu? Sizler mesainiz bittiğinde akşamın karanlığında evinize giderken yarım saat geç kaldığınızda, eşleriniz ve çocuklarınız sofra başında sizi ne derece kaygı içinde bekliyorlarsa, bizim de eşimiz dostumuz bizleri aynı endişelerle bekliyorlar. Ancak bizim buradaki mesaimiz bitmiyor!.." Saygılarımla,
Ömer Sadun Okyaltırık
12 Mart 2010
|
| Son Güncelleme: Pazar, 14 Mart 2010 00:08 |
Kimler Bağlı?
Şu anda 69 konuk çevrimiçiTürkiye NATO'dan Çıkmalı mı?
Basından Haber Özetleri
-
Özkan'ın mağduriyetini dile getirmek isteyince...
Özkan'ın mağduriyetini dile getirmek isteyince...
Yeni Parti üyesi Recep Ekinci, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın korumaları tarafından darp edildiğini iddia ederek, korumalar hakkında suç duyurusunda bulundu.
-
Kalpler 12 Dev Adam'la atacak
Kalpler 12 Dev Adam'la atacak
A Ulusal Basketbol Takımı, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda bugün tarihi bir maça çıkıyor. Ulusallar, Sinan Erdem Spor Salonu'nda Sırbistan karşısında final mücadelesi verecek.
-
'Hayır çıktığı zaman, Davutoğlu o koltukta oturamaz'
'Hayır çıktığı zaman, Davutoğlu o koltukta oturamaz'
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu NTV'de katıldığı programda soruları yanıtladı.
-
'Ölüleri kaldırıp oy kullandıracaklar'
'Ölüleri kaldırıp oy kullandıracaklar'
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Kemal Anadol, AKP'nin ölülere seçmen kağıdı gönderdiğini ileri sürdü.
-
FEHMİ KORU YİNE YALAN YAZIYOR
FEHMİ KORU YİNE YALAN YAZIYOR
Yok öyle bir şey...
-
"PKK İLE TSK BİRLİKTE ÇALIŞIYOR“
"PKK İLE TSK BİRLİKTE ÇALIŞIYOR“
Bu sözler orduyu çok kızdıracak
-
BEN İŞKENCE ALTINDAYKEN O BALE YAPARDI
BEN İŞKENCE ALTINDAYKEN O BALE YAPARDI
"Zeynep Tanbay'ın hizmetçisiydim"
-
IRKÇI SARRAZİN’IN ARDINDAKİ TÜRK KİM
IRKÇI SARRAZİN’IN ARDINDAKİ TÜRK KİM
Ali Gülen yazdı
-
REFERANDUMDA MERAK EDİLENLERE CEVAP VERİYORUZ
REFERANDUMDA MERAK EDİLENLERE CEVAP VERİYORUZ
Kadın erkek eşit mi olacak
Engellilerin sorunu çözülecek mi
-
Saldırganı linç ettiler
Saldırganı linç ettiler
BDP'li Akın Birdal Bursa'daki miting sırasında bir kişinin yumruklu saldırısına uğradı. Meydandakiler tarafından dövülen kişiyi polis güçlükle kurtardı. Olayların büyümesi sonucu polis göstericilere gaz bombası attı.
En son eklenenler
- DEVLETLÛ’NUN GÖZYAŞLARI
- Şu palavraya bakın!!
- Hız limitini 110 km.'ye çıkartan Başbakan sürücülere yalvardı
- "Ben koyun değil Türk subayıyım"
- İstanbul'da Ramazan'da 3 haftada 50 intihar vakası
- Referandumda sandık güvenliği
- AKP'den TSK'ya 'sivil protokol' darbesi
- Arınç:'Aklı olmayanın dini yoktur!'
- Dünyanın 'muhalif' tek başbakanı!
- Bir Ramazan daha geçti
En çok okunanlar
- Erdoğan, Gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.
- 'Parçalanmış Cesetler Dosyası'
- Cumhuriyetimizi geri istiyoruz
- Hamdullah Efendi’nin Amerika Sergüzeşti
- VATAN'ın hapı ve "Sakıncalı gazeteci"
- Dinç Bilgin, Tuğba Özay ve Mustafa Balbay
- Domuz gribi paniği neden 11 Kasım’a kadar sürer
- Pasif Laiklik, Fatih Ürek ve Seren Serengil
- Tanrıça Themis ve “hep kahır...”
- Çongar’ı anlamak!
“Petrolun kontrolü ile bütün bölge ve kıtaları, gıdanın konrolüyle bütün insanları kontrol edebilirsiniz "
Henry Kissinger (Emperyalizmin önemli liderlerinden) - 1970


