Necati DOĞRU
Deniz Feneri oldu medüz! PDF Yazdır e-Posta
Necati Doğru tarafından yazıldı.   
Perşembe, 18 Mart 2010 14:39

Bilmeyenlere söyleyeyim. Medüz, “deniz anasının” bilimsel adıdır.

Devamını oku...
 
Halkın öğrenme hakkına kara çarşaf giydiriyorlar! PDF Yazdır e-Posta
Necati Doğru tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 15 Mart 2010 04:16

Görmezden gelemem, susamam, yazmazlık edemem. Kusurlu olurum. Ben görevimi yapayım, yazıp dikkat çekeyim.

Devamını oku...
 
Asıl sebep olan Amerikalılardır! PDF Yazdır e-Posta
Necati Doğru tarafından yazıldı.   
Pazar, 14 Mart 2010 15:39

İçimizdeki “Amerikalı Türkler ya da Ecnebi Türkler” çok sevinçliler. Hedeflerine ulaştılar. ABD’de 50 eyaletten 42’si “pis damgalamayı” tanıdı, en son ABD meclisinin arkasından İsveç Parlamentosu’nun kararı da; “soykırımcı Türkler” diye çıktı. Küresel dünyanın lideri ABD bütün Avrupa’yı etkiliyor, bütün küreyi arkasından sürüklüyor.

1915 soykırımdır.

Türkler yaptı.

Bu çamur yayılıyor.

Aşağılık damgalamaya karşı bizim Başbakan ile Dışişleri Bakanı, “elçi çekme modeline” sarıldılar. Dün kucaklaşıp “stratejik ortağımız” diye sarmaş-dolaş oldukları ABD’nin “Türk milletini soykırımcı” diye damgalama pis hedefine karşı “elçi geri çağırarak” tepki yükseltiyorlar.

Elçi çekmek kime mesaj?

Yerliye propaganda.

İçeriye seslenme!

“Dik duruyoruz” pansumanı!

İçeriden alkış almak!

ABD’den ya da İsveç’ten Türk büyükelçilerinin çağrılmasından, bu ülkelerin insanlarının yüzde birinin, bütün dünyada yaşayan insanların da yüzde yarımının bile haberi olmuyor, etkisi ne olacak?

***


Bütün elçileri çekin.

Türkiye yapayalnız kalsın.

Damgalama ise yapışsın.

ABD’nin öncülük aldığı ve batının istediği bu aşağılık damgalamayı Türk milletine vuran ülkelere 1 elçi yerine 2 elçi göndererek; “Ermeniler’in başına 1915’de gelen büyük felaketin asıl suçlusunun Amerikalılar olduğunu, şimdi günah çıkartma yolunu denediklerini ve dünyayı yalana alet ederek” günahı Türkler’e yükleyip sıyrılmak istediklerini bağırmak gerekli.

Dünyaya anlatmalıyız.

Anlatabilmeliyiz.

“Türkler Ermeniler’e soykırım yaptılar” diye damgalamaya çalışanlar, aslında bu büyük felaketin yapı taşlarını hazırlayan Amerikalılar’dır. Ortadoğu’da ve Anadolu’da 1800’lü yıllarda “Doğu Hristiyanlarını Koruma Cemiyetleri” kuruldu. Sayıları 17 tane olan ve konfederasyon haline geleN “Doğu Hristiyanlarını Koruma Cemiyetleri”ni ABD destekledi, yüreklendirdi, güçlendirdi. Ermeniler ile Türkler arasına kini, düşmanlığı, öldürmeyi ve nihayet tehcir etmeyle sonuçlanan büyük felaketi Amerikalılar hazırladı.

Bir yabancıdan alıntı:

“Protestanlık Okulu, Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzak köşesi Van’da açıldı ve hatta Hakkari dağlarındaki Nasturiler de Protestan olmaya başladı. Ermeniler ve Nasturiler, Amerikalılar’ın verdikleri para ile Ruslar’la işbirliğine girdiler, silahlandılar ve nihayet Mart 1915’de isyan ettiler. Bu, her iki taraf için acıklı sonuçlar verecek Osmanlı-Ermeni felaketinin başlangıcı oldu, her iki taraftan masum insanlar öldü.” (Belgelere dayalı bu tür tespitleri yapan yüzlerce kaynağı, Şükrü Server Aya adlı yazarın “Türk Alehtarı ve Tarafsız Yabancı Belgelerle Diaspora Yalanlarının İçyüzü” adlı çalışmasında bulabilirsiniz.)

***


Amerikalılar farkındalar.

Fransızlar, İngilizler, Ruslar, Almanlar, Amerikalılar; aralarında giriştikleri “Birinci Dünya Paylaşım Savaşı” sırasında yaşanan “Ermeni Felaketi”nin asıl suçlusunun kendileri olduğunu” ve “Hristiyanlık ileri kültürdür-Müslümanlık geridir, Hristiyan Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Nasturiler Müslümanların yönetiminde olamazlar” tezine dayalı 100 yıl süren bölücü-düşman edici kışkırtıcılığın Hristiyan din faşizminden çıktığını bütün batılılar bal gibi biliyorlar. Kendi günahlarını gizlemek ve vicdanlarını temizlemek için “Türk milletini soykırımcı diye damgalama” yolunu açtılar.

Büyük haksızlık.

Dünyaya anlatmalıyız.

Nasıl anlatmalıyız?

Ben bilmiyorum.

Dünya kamuyonu etkileme bilimsel yöntemlerini bilen birileri mutlaka vardır. Elçi çekme fos kabadayılığı ile zaman öldürülüyor, “Türkiye içine kapanma tuzağına” çekiliyor.

Asıl suçlu Hristiyanlık’tır.

Baş sorumlu Amerikalılar’dır.

 
Kısa anlatım dâhisiydi... PDF Yazdır e-Posta
Necati Doğru tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Mart 2010 09:56

Pencerelerini hayata yıllar önce kapatmış büyük yazar Haldun Taner de “kısa ve öz anlatım” ustasıydı.

Devamını oku...
 
Deprem alttan vurunca üstten beyinleri açmalıydı! PDF Yazdır e-Posta
Necati Doğru tarafından yazıldı.   
Perşembe, 11 Mart 2010 03:41

Açmadı, açamadı. Deprem altan vurunca üstten insanın beynini açabilseydi; milattan önce (MÖ) 6000 yılında ilk kez Mezopotamya’da ev yapmak için kullanılmaya başlanan ve bugün için çok ilkel bir yapı malzemesi olan kerpiçten bölge halkının neden kurtulamadığı sorusunu sorardık. Önce şu mutlu edici iyimser sergilemeyi yapardık.

Şükürler olsun!

IMF, Türkiye ekonomisinin artık kendi ayakları üzerinde durabilecek bir güce ulaştığını kabul etti. “Stand-by” denilen düşmüşe ve krize batmışa destek verme, dayanak olma anlaşmasına ihtiyaç kalmadı.

Türkiye, yoksulluğunu yırttı.

Kendi siyasetçisini yetiştirdi.

Kendi iktisatçısını geliştirdi.

Kendi teşhisini koyuyor.

Kendi reçetesini kendi yazıyor.

Kendi yarasını kendi sarıyor.

Dış borcunu kendi buluyor.

Türkiye IMF’ye muhtaç değil.

***


Bu iyimserlik vidalayıcı, mutluluk verici, özgüven pompalayıcı “milat (dönüm noktası) sayılabilecek” gelişmenin kalıcı ve devamlı olmasını diledikten sonra şu soruyu sorardık: Türkiye IMF’ye muhtaç olmaktan çıkmasına rağmen Elazığ’ın Karakoçan ilçesi’nin Okçular Köyü, depremde yıkılıp ufalanan ve insanları-hayvanları öldüren kerpiç evden dayanıklı evlere geçip atlayabilecek gelir artışını niçin yapamadı?

Türkiye yoksulluğu aştı!

IMF’ye muhtaç değil.

Okçular Köyü ise aşamadı.

Deprem alttan vurdu.

Üstten beyinleri açamadı.

Açabilseydi; bugün Başbakan dahil herkesin sorması gereken soru; “Okçular yoksulluğu yırtamadı, neden?” olacaktı. Deniz Kavukçuoğlu’nun tarihin Anadolu’da Selçuklu dönemine kadar giden derin sayfalarından bulup yazdığına göre, Elazığ’ın Okçular Köyü’nün adı, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın okçularından Okçu Yusuf’tan gelmedir. Mevlânâ Celaleddin Rumî’nin babası Bahaeddin Veled’in müridi olan Okçu Yusuf, şeyhi Bahaeddin Veled ile oğlu Celaleddin Rumî’yi, Belh’ten yola çıkıp Konya’ya giderken bu köyde ağırlamıştır.

***


Adam olan adamı, Allah çarpmazsa bile tarih çarpar. Böyle zengin tarihi olan bir köyün halkını; 2010 yılında 6 büyüklükte bir depremle ölecekleri kerpiç evde oturmaya mahkûm eden yoksulluk düzeni neden değişmiyor?

Bölgenin yapısına bak:

Feodal toprak ağaları!

Tarikat-şeyhlik ağaları!

Şıhlık-aşiret ağaları!

Ve son 2 yılda bu üç ağalığa eklenmiş dördüncü ağalık olan bölücü terör ağaları (Bölgenin 4 ağalı tespitinin sahibi gazeteci Hayri Köklü’dür) ve onlara yaslanıp bölge halkının oylarının çoğunu alarak iktidar olanlar, 8 yılda “yoksulluğu yenecek ve kerpiç evden dayanıklı evlere geçecek bir özgün modeli” bulamadılar. Deprem Elazığ’ı vurunca yine “TOKİ (devlet kuruluşu) yaraları saracak” eski pansuman çözüm ile bayat söyleme sarıldılar. Adamı gelir sahibi yapacak modeli bul, kendi evini kendi yapsın, devlete muhtaç kalmasın.

AKP’nin 8 yılı doldu.

Bölge 8 yılda fakirleşti.

Devletin resmi kurumu olan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2004-2006 arasında Türkiye genelindeki yüksek büyümeden Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kentleri ile köyleri küçülerek yani fakirleşerek çıktı. Kişi başına gelir endeksi Elazığ kenti ile köylerinde 2001 yılında 67 iken 2006 yılında 58’e indi. Elazığ ve köyleri, AKP iktidarı döneminde yüzde 13,4 oranında fakirleşti.

Deprem alttan vurdu.

Üstte beyni açamadı.

Pansuman nutuklar atılıyor!

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

 

Google Arama

WebBağımsızGündem'de ara

Üye Girişi



Kimler Bağlı?

Şu anda 83 konuk çevrimiçi

Türkiye NATO'dan Çıkmalı mı?

Türkiye Nato'dan çıkmalı mı?

Basından Haber Özetleri