| Görünmez kişi/ gizli örgüt |
|
|
|
|
‘Fantezi,’ ısınamadığım bir sözcük. Ne kökünü duyumsayabiliyorum ne ekini. Öylece bakıyoruz birbirimize; kucaklaşamıyoruz. Kimi zaman, kullanmak zorunda kalıyorum... Özlemli kurmacalardan söz edeceğim tuttuğunda... Yerine, onu karşılayan öztürkçesini uyduramadığım için, ‘fantezi’ diyorum o özlemli kurmacalara. Kimin yoktur ki fantezisi, özlemli kurmacaları?.. “Gitsem, yapsam, etsem, söylesem; gelse, yapsa, etse, söylese... Olsa, bitse... Olmasa, bitmese...” Neyimiz eksikse, neyimiz uzaksa ulaşamayacağımız ölçüde... Neyimiz varsa, istemediğimiz ama kurtulamadığımız... O özlemli kurmacalar yetişmez mi içimizi gülümsetmeye... Şans oyunlarından paralar çıkar, alt edilemeyen rakipler alt edilir, alınamamış öçler alınır, görülememiş hesaplar görülür; sünmüş, pörsümüş ilişkilerdeki istenmeyen eşlerin yerini, düşlenen yeni sevgililer alır; sıkıntıların, üzüntülerin yerini engel tanımayan başarıların sevinçleri doldurur. Kuşkusuz, herkesin kendine göredir bu özlemli kurmacalar. Tam üstüne, tam istediğine göre... Gerektiğinde şurası burası yeni isteklere göre değiştirilebilen... Düşler pazarından, beğen beğendiğini... Üstelik bedava... * ‘Görünmez Kişi,’ çocukluğumda okuduğum kitaplardan birinden kalmış olmalı belleğimde; öyle sanıyorum. Geçen yüzyılın İngiliz bilimkurgu yazarı Herbert George Wells’in Görünmeyen Adam romanını da okumadığıma göre, nereden?.. Yoksa uydurdum mu?.. Seçemiyorum şimdi. Ama, çocuk kitaplarını su içer gibi okuduğum o yaşlarımdan beri, hiç unutmadığım bir kahraman bu Görünmez Kişi. Yurtyönetimine, toplumsal düzendeki olumsuzlukları değiştirmeye duyduğum ilgi hiç sönmediğinden, belki de kendimi çok toplumsal duyumsadığımdan, benim ‘Görünmez Kişi’m hep toplumsal konularda, toplumsal alanlarda çıkar ortaya. Görünmez olduğu için, kapı, kilit, kurşun... nice önlem, nice savunma işlemez ona; çünkü onu görüp bulup etkileyemezler. O ise herkesi, her şeyi görür, etkiler. Çıkar, kendince haksızlık, zalimlik saydığı düzenin kurucularının, savunucularının en güçlülerinin, en yenilmezlerinin karşısına... Üstelik en kalabalık, en beklenmedik, ama en etkili yerlerde... Dan!.. Alnından tek kurşun... Sonra öteki en büyük, en güçlü sömürgen’in, en güçlü zalimin en azılı koruması... Sonra sömürgen asalağın kendisi... Sonra öbür işbirlikçi... Sonra öbür hain... Başka bir gün, başka bir iş... Kalan zalimlerden en anlı şanlısının, en güçlüsünün temizlenmesi... Hepsini bir bir ortadan kaldırır. Böylece, bilimin aydınlık geleceğinin, adil, haklı, sömürüsüz, baskısız düzenin savunucularının işlerini kolaylaştırdığını sanır. Oysa, kendi düşünceleri uğruna içindeki faşizme özgürlük alanı açtığını, başka düşüncelerin, başka insanların yaşama haklarını ortadan kaldırarak gerçekte kendi faşizmini büyüttüğünü söyleyenlere kulak asmaz. Onun öngörülerine göre, ülke rahatlayacak, halk daha mutlu olacaktır. Bunlar olurken, kendiliğinden daha varsıllaşacağını, daha güçleneceğini, daha çok sevilen, özenilen, hayran olunan kişi olacağını düşündükçe, istekleri artar, coşar, köpürür. Bütün özlemlerini, isteklerini gerçekleştirir; istemediği herkesten, her şeyden, her koşuldan kurtulur. Görünmez kişi olduğundan, kimse onu yakalayamaz, vuramaz, öldüremez, sorgulayamaz. O işlerini kendince bir sıraya koyup, yaşamın gereklerine göre o sırayı yeniden düzenleyerek amaçlarını bir bir gerçekleştirir de kimse buna engel olamaz. Bütün ülke birleşse bile onu engelleyemez. Çünkü o, ‘görünmez kişi’dir. Önünde engel oluşturan herkesi, her kurumu, bir bir yolundan kaldırır. Gerektiğinde öldürür. Karşıtları, ne yapsalar, ne etseler, onunla başa çıkamazlar. Onun varlığını bile anlayamazlar ki. Bu yüzden, onu tanımlayamaz, tanımlayamadıkları için de önlem alamaz, engelleyemezler. Kendilerinin en etkili siyasal önderleri, en saygın yazarları, düşünürleri onun birer kurşunuyla ya da birer bombasıyla ortadan kaldırılmıştır. Neye uğradığını anlayamayan halkın önemli bir kesimi, sonunda kendini, onun yaydığı düşüncenin yanında bulur. Ona katılmayan kesim de, olan bitene çaresizlik içinde boyun eğer. Koca devleti, koca toplumsal düzeni, kendi istediği biçime sokmayı, sonunda başarır. Sıra, başka ülkeleri biçimlendirmeye gelmiştir. Görünmez Kişi olmasa, nasıl başarırdı bunca büyük işi!.. * Hukukçular, kâğıt üzerinde bir varlığı olan, bir amaç için kurulup çalışmaya başlayan ama bildiğimiz anlamda ‘canlı’ olmayan kişilere, yani kuruluşlara ‘tüzel kişi’ derler. Bu tüzel kişiler de devletin/toplumun gözünde, bildiğimiz öbür kişiler gibi, ‘görünür’ kişilerdir. Yaptıkları işlerden sorumlu tutulurlar, ceza görürler, olumlu işlerinin iyi sonuçlarından yararlanırlar. Kendileri biyolojik anlamda ‘gerçek’ değil de ‘varsayılan’ kişi olduklarından, insanlara uygulanan her yaptırım onlara uygulanamasa da, yöneticileri olan insanlara uygulanır. Tüzel kişilerin yöneticileri yargılanıp hapse atılabilirler. Ancak, bir tüzel kişinin kendisinin ya da yöneticilerinin sorgulanıp yargılanabilmesi için, olmazsa olmaz bir koşul vardır: ‘Görünür kişi’ olması. Görünmeyen kişiye, dünyanın sahibi ve hükümranı da olsanız bir şey yapamazsınız. O, varlığını ve etkinliğini sürdürdükçe, koca koca düzenleri, koca koca devletleri kendi istediği biçime sokabilir. Denebilir ki, “tüzel kişi zaten görünür kişidir, var olabilmek için yasal düzene başvurmuştur, nerede ne yaptığı bilinmektedir. Bir ‘varsayılan kişi’ devletçe, toplumca tanınmıyor, bilinmiyorsa, o zaten tüzel kişi değildir.” Doğrudur. Ancak, bir ‘varsayılan kişi’nin tüzel kişi olmayışı, yani kâğıt üzerinde bile görünmeyişi, onun var olmadığı, yaşamadığı, etkinliğini sürdürmediği anlamına gelir mi? Bakın Türkçe Sözlük ‘örgüt’ için ne diyor: “Ortak bir amaç ya da eylemi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların ya da kişilerin oluşturduğu birlik.” “Ortak bir amaç” uğruna birleşme, örgütleri ‘bütüncül’ ve ‘tek’ kişi yapan özelliktir. Tüm gerçek kişiler gibi örgütlerin de kişilikleri, yani özlerine ve yapacaklarına ilişkin vazgeçilmez ve bütüncül özellikleri vardır. Bu ‘varsayılan kişi’lerden tüzel/yasal olanlar ‘görünür kişi’lerdir. Onların amaçları da, eylemleri de herkesin gözü önündedir. Eleştirilebilir, sorumlu tutulabilir, yargılanabilir, hattâ –adaletin kararıyla─ ortadan kaldırılabilirler. Oysa yasal olmayan, görünmezliği seçmiş olan gizli örgüt, bir ‘Görünmez Kişi’dir. Kendi varlığını yadsıması, onu eleştirilemez, sorumlu tutulamaz, yargılanamaz, en önemlisi de, ortadan kaldırılamaz yapar. Gizli örgüt niteliğindeki bu görünmez kişi, değişik kılıklarda, öğretmen, polis, doktor, mühendis, hukukçu, din adamı, bilimci, sanatçı, asker, bürokrat...ve hangi kılık gerekiyorsa o kılıkta… Milletvekillerinin, bakanların, hattâ başbakanların, cumhurbaşkanlarının kılığında halkın karşısına çıkar, onlara kendi düşüncelerini, yorumlarını, duygularını, özlemlerini, o kılığına girdiği meslekteki kişilerin düşünceleriymişçesine söyler. Onun gibi düşünen, duyumsayan ne çok kişi olduğuna –sanki onların hepsi gerçekten de ayrı ayrı kişilermiş gibi– herkesi şaşırtır, o düşüncelere, o özlemlere hayran bıraktırır. Yaşamını ve etkinliğini hep sürdüreceği için de, kendisini engelleyen başka bir ‘görünmez kişi/gizli örgüt’ de yoksa, yazının başındaki Görünmez Kişi gibi, eninde sonunda topluma istediği biçimi vermeyi başarır. Görünmez Kişi olmayı seçmiş bir örgütün etkinliğinin engellenebilmesi için, varlığının tanıtlanabilmesi gereklidir. Bu da, onu oluşturan üyelerinin, yöneticilerinin sorgulanmasıyla, kovuşturulmasıyla olur. Bir toplum için en tehlikeli hastalık, belki de, bir gizli örgütün o toplumun içinde uzun süre yaşayabilmesidir. Ancak bundan da önemli ve tehlikeli olanı, toplumun, daha doğrusu toplumun önderlerinin, yöneticilerinin, gizli örgütü önemsemeyişi ya da ondan korkmasıdır. Önemsemeyiş, gizli örgütün kendini büyütmesine, korku ise toplumun gizli örgüte teslim olmasına yol açar. Ancak, Görünmez Kişi olmayı seçerek güçlenen gizli örgütün en zayıf yanı yine görünmezliği, yani gizliliği, yasadışılığıdır. Tüm toplumsal düzenler görünürlük üzerine kurulduğundan, görünmezliği, gizliliği seçen hiçbir kişi ya da örgüt, bu özelliğini halkın karşısında savunamaz. Çünkü halk hiç kimseye ortak yaşam alanı içinde, yani “toplum sözleşmesi” içinde, görünmezlik, bilinmezlik ayrıcalığı tanımaz. Bu ayrıcalığı tanımanın, gizli örgüte teslim olmak anlamına geleceğini, gerçekte bilir, duyumsar. Bu nedenle, ne kadar büyük, ne kadar güçlü olursa olsun, bir toplumun gizli örgütten korkması yersizdir. Hele varlığını tanıyabildiği bir gizli örgütten korkmasına hiç gerek yoktur. Yapılması gereken, gizli örgütün varlığını halkın gözünde kanıtlayıp, gizli örgütü açığa çıkarmaktır. Gizli örgütler, gizlilikte yaşamak üzere kurulduklarından, açığa çıkarıldıklarında kendiliklerinden yok olurlar, çünkü gizliliklerini, görünmezliklerini ve onları gizliliğe iten amaçlarını açıkça savunamazlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün yok etmekte hiç tereddüt etmediği örgütler gizli örgütlerdir. Kendileri (örgütsel varlıkları), tüzel kişilikleri görünse bile, amaçları, etkinlikleri tam açık olmayan örgütleri de, tüzel kişilik edinememiş gizli örgütlenmeleri de ortadan kaldırmakta hiç kararsızlık göstermemiştir. Çünkü Mustafa Kemal, gizli örgütlenmelerin, yaşama olanağı bulurlarsa eninde sonunda topluma istedikleri biçimi vermeyi, her yolu yöntemi kullanarak başaracaklarını biliyordu. Bugünün Türkiye’sinin –meclis içindeki ya da dışındaki– yasal politik önderleri, demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri, bir gizli örgütün neler yapabileceğinin bilincinde imiş gibi görünmüyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk’ten sonraki yöneticileri, ya gizli örgütleri önemsememişler ya da gizli örgütlenmelerden korkmuşlar, —yani bir anlamda— halka bu konuda güvenmemişlerdir. Oysa bir gizli örgütü alt etme uğraşında halkı kazanmak için, gizli örgütün varlığını halkın gözü önünde saptamak yeterlidir. Hiç kimseye ve kuruluşa gizlilik/görünmezlik ayrıcalığı tanımayan halk, varlığı saptanan gizli örgütün de ortadan kaldırılmasından yana olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, yani ulusal varlığımızı yaşatmak istiyorsak, karşımızda bu varlığı yok etmek isteyenlerle işbirliği kurmuş bir görünmez/gizli örgütün varlığını sezmek ve o örgütü halkın gözü önünde açığa çıkarmak zorundayız. Aslında bu aşama da geçilmiş, halkın din duygularını sömürerek yayılan örgüt, bu yaygınlığı nedeniyle kendiliğinden açığa çıkmış durumdadır. Devlet aygıtının birçok organının, siyasal İslam kaynaklı ve emperyalizmle işbirliği yapmış bir gizli örgütlenme tarafından ele geçirildiği bugün apaçık bilinmekte, sezilmekte, konuşulmakta, duyumsanmaktadır. Sorun, sıkıntı, yani gizli örgütün bunca bilinmesine karşın alt edilememişliği, devlet aygıtının birçok kurumunun ve organının, gizli örgütün eline geçmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Yani devlet işlemezleştirilmiş, üstelik, ele geçirilmiş bölümleri gizli örgüte çalışır duruma getirilmiştir. Bugün Türkiye’de ölümle biten uzun gözaltılara, aylarca süren tutukluluklara değin uzanan saldırılar, futboldaki “atamayana atarlar” durumundan başka bir şey değildir. Halkı din ile aldatarak başarıya ulaşmayı yol edinen gizli örgütlenmelerin gizlilik niteliklerinin ne denli önemli ve tehlikeli olduğunu anlayamamış, bu nedenle dinci gizli örgütlenmelerin gizliliğini halkın gözleri önüne sermemiş olmanın bedeli, şimdi, ‘–sağcı olsun, solcu olsun– duruma içtenlikle çözüm arayan herkesin, dinci ve işbirlikçi gizli örgütün eline geçmiş olan devlet organlarının gücüyle susturulması ve durdurulması, hattâ gerektiğinde yok edilmesi’ biçiminde ödenmektedir. İşbirlikçi hain gizli örgüt emperyalist sömürgenlerin buyruğunda Türkiye’nin yok oluşunu hazırlarken, çözüm arayan herkesi ‘gizli örgüt’ suçlamasıyla etkisizleştirmek için yok edici saldırılarını, yavuz hırsız utanmazlığıyla sürdürmektedir. ‘Atamayana atarlar’ durumundan kurtulmak, yani gerçek gizli örgütü, halkı din ile aldatan işbirlikçi, hain asıl gizli örgütlenmeyi halkın gözleri önüne sermek, ülkemizi sürüklenmekte olduğu korkunç karanlıktan ve sinsice yaklaşan yabancı işgalden kurtarmanın en başta gelen koşullarındandır |
Google Arama
Üye Girişi
Menü
Son yorumlar
- SAYIN KIRIKKANAT, YAZDIĞINIZ HER SİYASİ YORUMA "TA...
- tek kelime ile gurur duydum. doğru elbet ortaya çı...
- Senin aklin oldugu icin Sivasda insan yakan yobazl...
- töreler her yerde başka kimlikle karşımıza çıkıyor...
- Evet diyecek olanlara dinsiz demek bühtandır.
- özgür bir iradeye bırakmak kimin aklına gelecek ac...
- Evet konu ile ahlakasi yok ama bazi seyleri anlama...
- emrede mi 12 eylül mağduruymuş.vay be,daha neler d...
- kuzeydoğu birşey ilave etmek istiyorum yazınıza kı...
- Butt nose gerçekten de. Burnunu pisliğe öyle sürtm...
Kimler Bağlı?
Şu anda 119 konuk çevrimiçiTürkiye NATO'dan Çıkmalı mı?
En son eklenenler
- DEVLETLÛ’NUN GÖZYAŞLARI
- Şu palavraya bakın!!
- Hız limitini 110 km.'ye çıkartan Başbakan sürücülere yalvardı
- "Ben koyun değil Türk subayıyım"
- İstanbul'da Ramazan'da 3 haftada 50 intihar vakası
- Referandumda sandık güvenliği
- AKP'den TSK'ya 'sivil protokol' darbesi
- Arınç:'Aklı olmayanın dini yoktur!'
- Dünyanın 'muhalif' tek başbakanı!
- Bir Ramazan daha geçti
En çok okunanlar
- Erdoğan, Gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.
- 'Parçalanmış Cesetler Dosyası'
- Cumhuriyetimizi geri istiyoruz
- Hamdullah Efendi’nin Amerika Sergüzeşti
- VATAN'ın hapı ve "Sakıncalı gazeteci"
- Dinç Bilgin, Tuğba Özay ve Mustafa Balbay
- Domuz gribi paniği neden 11 Kasım’a kadar sürer
- Pasif Laiklik, Fatih Ürek ve Seren Serengil
- Tanrıça Themis ve “hep kahır...”
- Çongar’ı anlamak!
“Petrolun kontrolü ile bütün bölge ve kıtaları, gıdanın konrolüyle bütün insanları kontrol edebilirsiniz "
Henry Kissinger (Emperyalizmin önemli liderlerinden) - 1970


